Alakarga Yayınevi yenilenen web sitesi ile artık yayında...

Ölüme Katlanma Yolu Olarak Yazmak

Bu ürünü beğendiniz mi? Hemen Paylaşın!

Yazının hayatını şekillendirdiği nadir isimlerden biri Faruk Duman. Kurmaca metinlerindeki başarısı bir köşede. Yanı sıra -çoğunlukla arka planda durmayı sevse de-yayıncılık sektörünün kilit taşları odan biri o. Yazarın isminin büyüklüğüyle daha önceki debdebesiyle ilgilenmez, metni önceler yalnızca. Önüne iyi bir çalışma geldiğinde elinden geldiğince alan açar, üstüne düşer yayımlanması ve göz önünde olması için çabalar. Son dönemde kurucu ve editörlerinden biri olarak Öykü Gazetesi’nde yeni isimlere fırsat tanıma çabası da ancak böyle açıklanabilir. Edebiyatta kıyısından köşesinden dâhi teması olan herkesin yazma eylemi hakkındaki fikirlerini değerli bulur. İlgilenmeye çalışırım. Birde işin içinde, yazının kendisi kadar yayıncılığın kilit noktalarında sorumluluk alan bir isim olunca, “Yazma Defter”i ayrı bir dikkatle, dura düşüne, yeni kanallar ve yorumlar aça aça okumak gerektiğini düşünüyorum.

Yazı, iki yönlü bir inşa sürecidir

‘Yazmalı Defter” genel anlamda Faruk Duman’ın metnin inşa sürecine dair düşüncelerini,  yazarın konumunu ve yazar-metin ilişkisindeki hassasiyetlerini içeren pek çok düşünce/pasajla dolu.

Söz gelimi yazma eyleminin yalnızlığı gideren bir yanı olduğunu söylüyor Duman. Bir yanıyla böyledir: metinde olaylar akıp giderken karşımıza çıkıveren kahramanlar, okurdan önce aslında yazarın birer tanıdığıdır. Her anlamda yazarın özgürlüğünü ihlal eden gerçek yaşamının aksine, akışına yön verdiği bu ikinci evren onun ruhundaki yalnızlık tahribat mı onarır, yazar ve metin arasında güçlü bir bağın kurulmasını sağlar. Yazarının zihninde dönüp duran kudretli metinler artık bittiğinde, onu var eden yazarın ruhen büyük bir hoşluğa düşmesi de bu bağlılıktan kaynaklanır.

O halde yazı hem bir yaratım hem de ince ince örülen bir inşa sürecidir. Bu sürecin sanılanın aksine yazar tarafından kontrol eden bir eylem olmadığını, inşanın iki yönlü olduğunu savunuyor Faruk Duman. Bir dönüşüm süreci olarak düşünebiliriz yazma eylemini. Yazar. kurgunun olanaklarıyla beslediği evreni yaratırken nasıl kendisinden eklemeler yapıyorsa, metin de yazara bazı eklemeler yapar, onu dönüştürür. Cortazar’ın öyküsüyle somutlaştırıyor Duman bunu: “Cortazar, ‘Axololt’ öyküsünde, anlatıcı kahramanla, onun izlediği balığı bütünleştirir.” diyor “Birbirlerine bakmakla, bu ikisi bir başka özneye dönüşmüşlerdir. Dolayısıyla, yazarın kendisi hakkında yalan söylediği doğru değildir. Kendisini başka bir şey yapmıştır o.”

Yazmak, var olan olanakları genişletmeye, yeni keşiflere ulaşmaya fırsat tanır. Bana göre en önemli cazibe kaynağı burasıdır. İnsan yaşamının tekdüzeliğini aşar böylelikle. Bir bakıma gerçek olanın kendisine dayatıp durduğu o kaskatı kabuğu kırıverir. Üstelik çok büyük şeyler de gerekmez bunun için. Bazen alalade bir teneke kutu yeterlidir: “Çok eski günlerden birinde, ileride üzerinde çalışacağım bir teneke kutu geçirdim elime. Tam olarak neye ait olduğunu bilmediğim bir kutuydu bu. İçinde bir zamanlar var idiyse, ne vardı? Bilmiyordum. Ama belki küçük bir konsere kutusuydu. Gelin görün ki hiç açılmamıştı ve o kadar hafifti ki, sertçe dokunduğunuzda boşluğun sesini duyabiliyordunuz yalnızca. Öyleyse keşfedilmeyi bekleyen bir nesneydi işte. Bir buluş olasılığıydı. Ben salt bu olasılığın keyfini sürmek için, yaz boyu küçük laboratuarımdaki masamda bekletmiştim onu. Ne zaman baksam, başka başka şeyler görüyordum onda. Bir robot. Bir havai fişek. Bir zil. Yaz sonu, yani boşluğun tadını iyice çıkardıktan sonra tutup onu açmaya karar verdim. Bir çekiç ve bir bıçakla karşısına geçtim. Bıçağı sokup üstündeki daireyi kaldırdım. Kutunun içinden bir hayvan sıçrayıp aktı. Hayvan öyle hızlı hareket etti ki onun tam olarak ne olduğunu, neye benzediğini göremedim. Yine de, salt bu boşluğu keyfini sürdüm. Çünkü, ne de olsa, teneke kutunun içinden akıp giden şey sonunda kendini ele vermeyerek bana tüm o yaratıcı olanakları armağan etmişti. Elimde artık açılmış bir kutu vardı. Ama düşünmeye o kutuyla neler yapabileceğim konusunda hayaller kurmaya devam edebilirdim. Yeniden, sonsuz bir inşa olasılığı geçmişti elime.”

Yazmak, daha az yalnız ölmek

Yazının bizdeki karşılığını düşündüğüm her zaman Şeküre Pamuk’un oğlu Orhan’a tepkisi aklıma gelir. Ressam olmak için mimarlığı bırakan oğluna bizde sanatın yok edildiğini anlatır Şeküre Hanım ve “İnsan çok yetenekli, çok çalışkan bir sanatçıysa, talihi de varsa Avrupa’da herhalde meşhur olabilir” der  “Türkiye’de ise kesin deli olursun. Sakın yanlış anlayıp alınma, bütün bunları sen ileride üzülme diye söylüyorum.” Bizde ressam ya da diğer pek çok sanatçı gibi yazar da dışlanmayı, yalnızlığı peşinen kabul etmek  zorundadır. Kimi zaman yakın çevresi tarafından bile dışarıda tutulmayı göze alması gerekir. Buna karşın, yazının da kendisini inşa etmesine fırsat veren yazar, yazma eyleminden uzaklaşamaz. O halde çevresini, yaşadığı toplumu tamamen görmezden gelmesi ya da okunmamayı umursamaması mı gerekir? Elbette her yazar okunmayı ister. Ancak, kendini inşa sürecinden, yazının gerektirdiklerinden vazgeçirmeden. Buna karşın, sırf okunmak için bu süreci değiştirmek. topluma ve çevreye uyarlamaksa bana göre yazarlık değil, başkalarının sekreterliğini yapmaktır. Öyleyse neden yazarız? Zaman zaman duyduğum, “kendimiz için yazınız tabii ki” sözü bana inandırıcı gelmiyor. Hemen hiçbirimizin kendini o kadar değerli gördüğüne de inanmam güç çünkü. Ardında bir ‘eser’ bırakarak ölümsüzlüğü yakalamak? Henüz yaşıyorken değerini bulamayan birinin, ölümünden sonra adına ithaf edilecek herhangi bir harika sıfata ne inancı ne de ihtiyacı yoktur. O halde, direkt bir çıkar peşinde koşmasak da yazıdan bir “yardım” bekleriz. Borges’in “mutlak özgürlük” dediği ölümde buluyor bunun cevabını Faruk Duman;

“Dolayısıyla, yazı yazmakla yaşamı sürdürmek / sürdürebilmek arasında sıkı bir ilişki vardır. Yazmak, köşeye sıkışmış insanın tepkisidir. Orada, gidebileceği başka bir yer onun. İster istemez-. bu binlerce yıllık kurtuluş yöntemini dener ve hikaye anlatır: ya da dinler. Dışarıda savaşlar, hastalıklar, yangınlar vardır. Ya da kar günlerce yağmış ve yollan kapatmıştır. Bu durumda aslında gidilecek gerçek/fiziksel bir yol kalmamıştır ve ölüm düşüncesi de eldedir el-bette. Daha az yalnız ölmek için bundan daha iyi bir fırsat bulunamaz.”

“Yazmalı Defter”de hem okur hem de yazarlar için üzerine düşünüp tartışma alanı açmak amacıyla yazarlık, metinler ve bütün bunları oluşturan unsurlar üzerine kendi bakışını fikirlerini sunuyor Faruk Duman. Zaten yazı da bunun için yok mu?

 

Yazan: Tekin Budakoğlu

Kaynak: Vatan Kitap Eki (Aralık Sayısı)