Alakarga Yayınevi yenilenen web sitesi ile artık yayında...

Tenden Kurtuluş

Bu ürünü beğendiniz mi? Hemen Paylaşın!

Ten, Organları Sarıp Sarmalayan Elastif Kılıftır, bir insanın kendisini ve dünyasını yıkıp yeniden yapmasını etrafında olup bitenlerle birlikte anlatıyor. Romanda otobiyografik kimi öğeler olduğu ortada ancak hangi temanın yazarın deneyiminden hangisinin kurgudan doğduğunu kestirmek zor.

Bazı kitaplar daha ilk sayfasında sizi alt üst edebilir. Bazen hikâyenin nasıl başladığıyla yapar bunu, bazen dili ve üslubuyla. Bjørn Rasmussen’in türkçeye Sadi Tekelioğlu tarafından çevrilen, Ten, Organları Sarıp Sarmalayan Elastif Kılıftır kitabı, okura daha ilk sayfasında gerçekliği ve dilinin keskinliğiyle selamlıyor. İnsan ister istemez elindeki kitaptan ve hikâyeden tedirgin oluyor. Bir nefes alıp sonrasında nefessiz kalabileceğini kestiriyor. Çünkü gerçeklik trajik ya da romantik olarak değil tam manasıyla en sert kelimelerle karşınızda duruyor.
Kamuya ait tiyatro salonun fuayesinde başlıyor anlatı. Sonrasındaysa çocukluğa ve ilkgençliğe hızla gidiyor. Rasmussen’in keskin ifadeleri ve anlatım biçimiyle hayatınızda var olan temel bazı kavramlar bir anda sarsıntıya uğruyor. “Aile mutlaktır, aile istemese de kördür. Bunu biliyoruz. Aile küçük çocuklara bir kökün mutluluk verdiğini hatırlatmak için vardır, kök korunmalıdır, kökün bulunduğu yer korunmalıdır.“ diyerek bir öfkeyi ve kendi kimliğini reddedişini anlatıyor. Ailesi ve kendisi dahil olmak üzere herkesin “öteki”si olarak yaşamayı seçen bir kahramanla karşı karşıya bırakıyor sizi Rasmussen. Yazar, var olmak için tüm evrene karşı verdiği kavgadan müthiş bir keyif alıyor.

ZAMANLA YARIŞ VE FANTEZİ

1983 doğumlu Bjørn Rasmussen, 2007’de Danimarka Yazarlar Okulu’ndan mezun olmuş. Türkçeye Ten, Organları Sarıp Sarmalayan Elastif Kılıftır olarak çevrilen, orijinal adı “Huden er det elastikse hylster der omgiver hele legemet” kitabıyla 2011’de Montano Edebiyat Ödülü’nü kazanmış. 2014’te ise Kültür Bornholms Edebiyat Ödülü’nü almış.
Ten, Organları Sarıp Sarmalayan Elastif Kılıftır’ı okurken ilk etapta muhatap olacağız kahramanın kim olduğuna dair bir soru işareti karşılıyor sizi. Bu öfkenin kime ve neye karşı olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz ama insanın pek çok hatasından biridir dinlemeden anlamaya çalışmak ve karşısındakini kafasının içinde bir yere yerleştirmeye çalışırken kıyasıya yargılamak. Rasmussen sanki bunu okurunun gözüne sokmak istercesine metnin bir yerinde sakinleşip sadece hikâyeyi okumaya odaklanmanızı sağlıyor. Genç ve başarılı bir kalemin bu ihtiyacı görme ve bununla pazarlığa oturma bilgeliği karşısında şaşırıyorsunuz. Bütün bunların yanı sıra hayat hikâyesi ne olursa olsun ve nasıl devam ederse etsin okurun belleğinde bir delik açmayı başarıyor yazar. Bir metin ve aynı zamanda bir birey olarak sürekli daha hızlı hareket ederek sesleniyor okura. Bu hızın bir yerden sonra zamanla yarış ve bir fanteziye döndüğünü anlıyorsunuz.
Kitaba yerleştirilen birkaç kare fotoğraf ve dilin zaman içinde bir kahramandan bir anlatıcıya dönüşmesiyle kısacık roman, belgesel anlatısına dönebiliyor.
Belgeselin meselesi olan ensest, sadomazoşizm, cinsellik, kimlik ve beden bunalımları insanın aklından geçebilecek en sert kelimler seçilerek aktarılıyor. Yazarın özelliklerinden biri de anladığım kadarıyla bu: Hikayesini süslü kelimelerle değil olağan dışı yöntemlerle ve alabildiğine sert bir diller anlatmayı tercih etmesi. Bu belki de insan evlatlarının dünya macerasında başına gelenleri hazmetmek yerine sıradanlaştırıp geride bırakmak şeklinde özetlenebilecek tüketim alışkanlığına meydan okuma arzusunun bir sonucu. Ne denli sert olursa olsun bu anlatı, bir trajediyi tasvir etmiyor yine de: Sert sözcüklerin etkisiyle merhamet ederek ya da acıyarak öyküyü kendinizden uzaklaştırmanıza izin vermeksizin ciğerinize içliyor. Anlatı, okuru kendi kaçak bakışıyla yüzleştirmeye adanmış sanki. Her şey ortada. Buradan kaçacak yer yok. Al içine, çözme istersen, barışma da ama anla, kavra, mücadele et!

YAPAYLIĞIN İFŞASI

Romanda otobiyografik kimi öğeler olduğu ortada ancak hangi temanın yazarın deneyiminden hangisinin kurgudan doğduğunu kestirmek zor. Anlatıcının adı Bjørn. On iki yaşından bu yana erkek kimliğiyle baş edemeyen bir genç. On beş yaşında bir biniciye âşık olarak bedensel bütünlüğünü sorgulamaya başlıyor. Aşkın ve bedensel doyumun tenin sınırlarını nasıl zorladığını ve sınırları yaratan tarihselliklerin yarattığı girdapları tasvir ediyor. O sınırların ötesine geçmek mümkün ama yaralanmadan olmaz. Mesele o yaraları taşıyabilmek. Bunu yapanların cesareti karşısında ne şekilde davranacağına okurun karar vermesini ama önce anlamasını istiyor Rasmussen.

İnsanlar başına gelen bazı şeylerin ne olduğunu, çok uzun zaman sonra algılayıp anlayabiliyor. Bunu herhangi bir biçimde dile getirmenin yolunu ise daha uzun yıllar sonra bulabiliyorlar. Rasmussen, sert ama sürekli bir deneyimi aktarmanın ve insana geçirmenin cesaret verici bir yolunu bulmuş gibi.
Ten, Organları Sarıp Sarmalayan Elastif Kılıftır, bir insanın kendisini ve dünyasını yıkıp yeniden yapmasını etrafında olup bitenlerle birlikte anlatıyor. Hiç kimse tek başına ayakta kalmaz ya da yoldan çıkmaz. Hayat bir sürüklenişin nasıl dile geldiği size çarpan kayalardan kimleri koruyabildiğinizle alakalı bir şey aslında. Bizi kabuğumuzun içine sıkıştıran zamanda ve kalabalıkta gerçek benliklerle gerçek cümleler kurmamız mümkün değil artık. Her şey yapaylığın ürünü gibi geliyor çoğumuza. Rasmussen’in başarısı sanırım bu yapaylığı edebiyatla insanın yüzüne vurması. Sizi içine almayan ama bir türlü dışına da atmayan bu roman, yeryüzündeki varlığınıza ilişkin bazı soruları sormamızı sağlıyor. Elbette vazgeçmeden okursanız.

 

Yazan: Adalet Çavdar

Kaynak: Cumhuriyet Kitap Eki (21 Aralık 2017)